|
||||||
|
Halil Rıfat Paşa Mah. Yüzerhavuz Sok. No:1 Okmeydanı 34413 Şişli İstanbul
Tel: +90 212 222 51 31(pbx) Faks: +90 212 222 64 88 |
1. MATRAH TESPİTİNDE, GELİR VERGİSİ KANUNUNDA YER ALAN, TİCARİ KAZANÇLARA
DAİR ESASLAR GEÇERLİDİR
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6. maddesine göre kurumlar vergisi,
mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı
üzerinden hesaplanır. Genel olarak safi kurum kazancı ise Gelir Vergisi
Kanununun ticari kazanç hükümlerine göre tespit olunur. Bir başka anlatımla,
kurumların elde ettikleri kazanç ve irat nereden kaynaklanırsa kaynaklansın
(ticari-zirai-serbest meslek kazançları, ücret, gayrimenkul-menkul sermaye
iratları veya diğer kazanç ve iratlar) her gelir unsuru bir bütün olarak
dikkate alınır ve kazanç tutarının hesabında Kurumlar Vergisi Kanunu ile
Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır.
Gelir Vergisi Kanununa göre ticari kazancın tespiti gerçek ve basit usulde
olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilmektedir. Gerçek usulde ticari kazanç
ise bilanço esasına veya işletme hesabı esasına göre yine iki şekilde tespit
edilebilmektedir. Gelir Vergisi Kanununun 38. maddesi bilanço esasına göre,
39. maddesi de işletme hesabı esasına göre kazancın tespitini düzenlemiştir.
Bilanço esasına göre ticari kazanç teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi
sonunda ve başındaki değerleri arasındaki olumlu farktır. Ticari kazancın bu
suretle tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait
hükümleri ile Gelir Vergisi Kanununun “indirilecek giderler” başlıklı 40.
maddesi ile “gider kabul edilmeyen ödemeler” başlıklı 41. maddesi
hükümlerine uyulacaktır.
İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç ise bir hesap dönemi içinde elde
edilen hasılat ile giderler arasındaki olumlu farktır. Elde edilen hasılat;
tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları, giderler ise; ödenen ve
borçlanılan meblağları ifade eder. Emtia alım satımı ile uğraşanlarda ticari
kazancın bulunması için hesap dönemi sonundaki emtia mevcudunun değeri
hasılata, dönem başındaki emtia mevcudunun değeri ise giderlere eklenir.
Her türlü ticaret şirketleri (Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi şahıs ve
sermaye şirketleri) ile kurumlar vergisine tabi kooperatifler, iktisadi kamu
müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıkları
birinci sınıf tüccar sayılırlar ve bu nedenle bilanço esasına göre defter
tutmaları gerekir. Sermaye şirketleri dışında kalan kurumlar vergisi
mükelleflerinden işleri gereği, bilanço esasına göre defter tutmalarına
olanak ve gerek görülmeyenlerin işletme hesabı esasına göre defter
tutmalarına Maliye Bakanlığı'nca izin verilebilir. İşletme hesabı esasında
defter tutulması durumunda Türk Vergi Sisteminde yer alan bazı
ayrıcalıklardan yararlanılamamaktadır. Örneğin işletme hesabı esasında
defter tutan kurumlar Vergi Usul Kanununun 323. maddesinde yer alan şüpheli
hale gelen alacakların gider yazılma olanağından yararlanamazlar.
2. VERGİLENDİRME DÖNEMİ HESAP DÖNEMİDİR
Kurumlar vergisinde vergilendirme dönemi gelir vergisinin aksine takvim yılı
değil, hesap dönemidir. Kurumların bir hesap dönemi içinde elde ettikleri
safi kurum kazancı vergilendirilecektir. Kazancın safi miktarı ise, bir
hesap döneminde elde edilen gelirden kazancın elde edilmesi için yapılan
giderler düşüldükten sonra kalan tutarı ifade eder.
Hesap dönemi normal olarak takvim yılıdır. Ancak takvim yılı dönemi faaliyet
ve işlemlerinin mahiyetine uygun bulunmayanlar için, Maliye Bakanlığı'nca
özel hesap dönemleri belirlenebilir. Yeni işe başlama veya işi bırakma
hallerinde, bir tam yıldan eksik olan faaliyet süresi hesap dönemi kabul
edilir. Özel hesap dönemi uygulayan işletmelerin hesap dönemi hangi yılda
kapanıyorsa, işletmenin kazancı o yılın kazancı sayılarak vergilendirilir.
Kurumlar vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü
ayın birinci gününden yirmibeşinci günü akşamına kadar, tarhiyatın
muhatabının Türkiye'yi terk etmesi halinde ise ülkeyi terk etmesinden önceki
onbeş gün içinde verilir. Kurumlar vergisi, beyannamenin verileceği ayın
sonuna kadar ödenir.
3. KAZANCIN TESPİTİNDE TAHAKKUK VE DÖNEMSELLİK İLKELERİ ESAS ALINIR
Vergi Usul Kanunu’nun 19. maddesinde, vergi alacağının doğumu vergiyi
doğuran olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülüne bağlanmıştır.
Kurum kazancının tespitinde 2 temel esas söz konusudur. Bunlardan birincisi
tahakkuk esası, ikincisi ise dönemsellik esasıdır. Tahakkuk esasına göre,
kazancın tespitinde ödeme veya tahsilat dikkate alınmaz. Bir hasılat
unsurunun doğuşu (tahakkuku) yeterli olup tahsil edilmiş olması şart
değildir. Aynı şekilde bir gider unsurunun doğuşu (tahakkuku) yeterli olup
ödenmiş olması şart değildir. Burada tahakkuktan kasıt hasılat veya giderin
mahiyet ve tutar olarak kesinleşmesidir.
Uygulamada gelir ve giderler açısından tahakkuk esasından sapmalar
görülmektedir. İşveren sendikalarına ödenen aidatlar ve SSK prim ödemeleri
örnek olarak verilebilir. Gelir Vergisi Kanununun 40/8. maddesine göre;
işverenlerce, Sendikalar Kanunu hükümleri uyarınca sendikalara ödenen
aidatların gider yazılması mümkündür. Ancak ödenen aidatın bir aylık tutarı
işyerinde işçilere ödenen çıplak ücretin bir günlük toplamını aşamaz. Ayrıca
madde hükmünden de anlaşılacağı üzere bu gider türünde tahakkuk esası değil
ödeme esası geçerlidir.
506 sayılı Kanunun 80. maddesinin birinci fıkrasında "İşveren, bir ay içinde
çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı
üzerinden bu kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden
kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç
ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.” hükmüne yer verilmiş,
aynı maddenin üçüncü fıkrasında da "Kuruma ödenmeyen prim Gelir ve
Kurumlar Vergisi uygulamasında gider yazılamaz" hükmü yer almıştır.
Bu hükümlere göre, SSK priminin gider kaydedilebilmesi için, bu primlerin
Sosyal Sigortalar Kurumuna fiilen ödenmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle,
sigorta primleri, dönemine ve ait olduğu yıla bakılmaksızın fiilen ödendiği
tarihte gider yazılacaktır. Ancak 506 sayılı Kanunun 80. maddesi gereğince
bir aya ait sigorta primleri ertesi ayın sonuna kadar ödenebileceğinden,
Aralık ayına ait olan sigorta primlerinin ertesi yılın Ocak ayı içerisinde
ödenmesi durumunda bu primler Aralık ayının gideri olarak dikkate
alınabilecektir.
Kısaca, SSK priminin gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu primlerin
Sosyal Sigortalar Kurumu’na fiilen ödenmiş olması gerektiğinden, sigorta
primleri, dönemine ve ait olduğu yıla bakılmaksızın (taksitlendirilerek
ödenmesi halinde ödenen taksit tutarlarından prim aslı kadarının) fiilen
ödendiği tarihte gider yazılması mümkündür. Sosyal Sigortalar Kurumuna
ödenen, idari para cezaları ile ödenen gecikme zamlarının, tecil faizlerinin
ticari kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.
1 seri no.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinde dönemsellik esası
“İşletmenin sürekliliği kavramı uyarınca sınırsız kabul edilen ömrünün,
belirli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer
dönemlerden bağımsız olarak saptanmasıdır. Gelir ve giderlerin tahakkuk
esasına göre muhasebeleştirilmesi, hasılat, gelir ve kârların aynı döneme
ait maliyet, gider ve zararlarla karşılaştırılması bu kavramın gereğidir.”
şeklinde tanımlanmıştır.
Dönemsellik ilkesine göre ise kazancın tespitinde hasılatın olumlu, giderin
ise olumsuz unsur olarak dikkate alınabilmesi için söz konusu döneme ait
olması gerekir. Bu ilkenin hukuki dayanağını ise Vergi Usul Kanunu’nun
“aktif geçici hesap kıymetleri” ve “pasif geçici hesap kıymetleri” başlıklı
283 ve 287. maddelerindedir. Ticari kazanç açısından gelirin ve giderin
tahakkuk etmiş olması yeterlidir. Ancak dönemsellik ilkesi gereği bir gelir
veya gider tahakkuk etmiş olsa bile ilgili olduğu hesap dönemine intikali
gerekir. Bu nedenle gelecek dönemleri ilgilendiren giderler ve gelirler
gelir tablosunda değil bilançoda yer alırlar. Bazı gider türleri önceden
ödenmesine rağmen gelecek yılları ilgilendirebilir. Peşin ödemeler yapılınca
“280 Gelecek Yıllara Ait Giderler Hesabı”nın borcuna kaydedilir. Birden
fazla yılı ilgilendiren gider ödemesi yapılmışsa dönem başında cari yılı
ilgilendiren kısım bu hesaptan çıkarılıp “180 Gelecek Aylara Ait Giderler
Hesabı”nın borcuna aktarılır. İlgili ay geldiğinde 180 no’lu hesaptan gider
hesaplarına intikal ettirilir.
İçinde bulunulan yıldan sonraki gelecek yılları ilgilendiren gelirler,
dönemsellik ilkesi gereği ilgili gelecek yıl veya yıllara aktarılmak üzere
tahakkuk ettirilerek, içinde bulunulan yılın gelirlerinden ayrılmış olur.
Gelecek yılları ilgilendiren gelirlerin tahakkuku için “480 Gelecek Yıllara
Ait Gelirler Hesabı” kullanılır. Muhasebedeki “ihtiyatlılık” ilkesi
gereği bu hesaba, gelirin gelecek yıl veya yıllara ait olduğu kesin olarak
bilindiği zaman kayıt yapılır. Dönem başında cari yılı ilgilendiren kısım bu
hesaptan çıkarılıp “380 Gelecek Aylara Ait Gelirler” Hesabı”na aktarılır.
İlgili ay geldiğinde 380 no’lu hesaptan gelir hesaplarına intikal
ettirilir.
Telefon, elektrik, su ve doğalgaz faturaları Vergi Usul Kanunu’nda
düzenlenen "fatura ve benzeri belgeler’’ kapsamında nitelendirilmektedir.
Yukarıda belirtilen belgelerin bazılarının üzerinde ‘’VUK hükümleri ve
yönetmeliklerine tabi değildir." ibaresi bulunması, bu belgelerin fatura ve
benzeri olma niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. Belgelerin, üzerinde bu
ibarenin bulunmasının nedeni, belgelerin basım ve kullanımındaki bazı
formalitelerin ortadan kaldırılmasıdır.
Söz konusu giderler açısından önemli özellik, bu giderlerin tahakkuk esasına
göre gayri safi kazançtan düşülmesidir. Aynı zamanda bu giderler açısından
vergilendirmede dönemsellik ilkesi esastır. Bu tür giderlerin tahakkuk
ettikleri dönemde, ilgilendirdikleri dönem gideri yazılabilir. Birden fazla
dönemi ilgilendiren giderlerin gelecek dönemler için aktifleştirilmeleri
gerekir. Bu tür giderlerde dönemsellik ilkesinin istisnasını, giderlerin ait
oldukları dönem içinde alacaklı kamu kuruluşları tarafından tahakkuklarının
bildirilmediğinde, ödendikleri yılda gider yazılabileceği durumu
oluşturmaktadır.
Telefon, elektrik, su ve doğalgaz giderlerinde, yukarıda belirtilen
dönemsellik ilkesi haricinde bunların işletmenin aktifinde kayıtlı olmaları
veya sözleşmelerinin işletme adına düzenlenmiş olmaları gerekmektedir.
Dönem sonu envanter çalışmaları sırasında dikkat edilmesi gerekli
hususlardan birisi, 360 ve 361 no’lu hesaplarda yer alan ve vadesi geçtiği
halde henüz ödenmemiş olan vergi ve SSK prim borçlarının ne tür bir işleme
tabi tutulması gerektiğidir. 1 seri no’lu Muhasebe Sistemi Uygulama
Genel Tebliğinde yapılan belirlemelere göre, vergi ve sosyal güvenlik
kesintileri ödemelerinin vadesinde yapılmaması halinde, 360 ve 361
hesaplardaki vadesi geçen yükümlülükler yine aynı gruptaki "368 Vadesi
Geçmiş Ertelenmiş veya Taksitlendirilmiş Vergi ve Diğer Yükümlülükler
Hesabı”na aktarılmalıdır. Bu işlem, dönem içerisinde yapılmamış olsa bile,
dönem sonundaki envanter çalışmaları sırasında mutlaka yapılmak
durumundadır.
Bilanço tarihindeki işletmenin bütün borçlarının bilançoda yer almasını
gerektiren bilanço ilkesi gereği ve dönem içinde doğan tüm giderlerin
doğduğu döneme kaydedilmesini gerektiren “dönemsellik ilkesi” gereği, vadesi
geçmiş olduğu için "368" hesaba aktarılan vergi ve sosyal güvenlik
borçlarının dönem sonu itibariyle oluşmuş gecikme zamları da hesaplanıp
tahakkuk ettirilerek "369- Ödenecek Diğer Yükümlülükler" hesabına alacak
kaydedilmelidir. Zira bu gecikme zamları da işletmenin oluşmuş borçlarıdır
ve işletme kişiliğinin gideridir. Giderin doğuş zamanı da ödenme tarihi
değil, tahakkuk ettiği tarihtir. Sonuçta, Tam Açıklama ve Dönemsellik
İlkeleri gereği, dönem sonu itibariyle oluşan gecikme zammı borcu bilançoda,
oluşan gecikme zammı gideri de o dönemin gelir tablosunda yer almalıdır.
Dönemsellik İlkesinin Tahakkuk Esasına Göre Önceliği
Ticari bir gelir ya da giderin mahiyet itibariyle tahakkuk ettiğinden söz
edilebilmesi için, miktar olarak hesaplanabilmesi, gelire hak kazanılması ya
da borç altına girilmesi gerekmektedir. Tahakkuk esasına göre belirlenen
gelir ve giderlerin yalnızca cari döneme ait kısmı, aynı döneme ilişkin
ticari kazancın hesabında gelir ya da gider olarak dikkate alınabilir. Bu
durum dönemsellik ilkesinin de bir gereğidir.
Kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hükümleri
dikkate alındığından kurum gelir ve giderleri açısından da tahakkuk ve
dönemsellik esasları geçerlidir. Ancak yukarıda anlatıldığı gibi bu
esaslardan sapmalar olabilmektedir. Ayrıca yine yukarıda yapılan
açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ticari kazancının vergilendirilmesinde
dönemsellik ilkesi, tahakkuk esasının önüne geçmektedir. Fakat bu noktada
göz ardı edilmemesi gereken bir diğer husus bir gelirin veya giderin ticari
kazancın veya kurum kazancının tespitinde dikkate alınması için tahakkuk
etmesinin şart olduğudur. Vergi Usul Kanunu Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar
Vergisi Kanununda yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ticari
kazancın veya kurum kazancının elde edilmesinde dönemsellik ilkesine uyulmak
suretiyle tahakkuk esasının geçerli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
|
| CH International Ege Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş. |